Loading...

ailemizin seri katiline veda zamanı.

iranian-cinema:

Golshifteh Farahani in About Elly

iranian-cinema:

Golshifteh Farahani in About Elly

dukemantee:

A Separation

dukemantee:

A Separation

"

- Neden şehre gitmedin ?

- Rüzgar çok şidddetli esiyor

- Nasıl yani ?

- Ortalığı mahvediyor

- Neden mahvetsin ki ?

- Çünkü her şey mahvoluyor. Her şey değersizleşti, fakat şunu söyleyebilirim ki , onlar mahvetti ve değersizleştirdi her şeyi. Çünkü: sözde masumane insani yardımla gelen bir çeşit afet değil bu. Tam tersine insanın kendi kararlarıyla ilgili bu, kendi kararlarının kendisinin önüne geçmesiyle. Tabiki bunda Tanrı’nın da eli var, hatta bana kalırsa büyük bir payı var. Ve bu pay ne olursa olsun, hayal edebileceğin en korkunç yaratılışa sahip. Çünkü; görüyorsun sen de, dünya bayağılaştı. Benim ne söylediğimin bir önemi de yok, çünkü her şey satın alınarak değersizleştirildi. Sinsi, alçakca bir savaşla ele geçirdiklerinden beri her şeyi, adileştirdiler. Her neye dokundularsa, ki her şeye dokundular, onu değersizleştirdiler. İşte bu nihai zafere doru giden yoldu. Muzaffer bir sona doğru giden.
Ele geçir, değersizleştir.
Değersizleştir, ele geçir.
Ya da istersen farklı şekilde de ifade edeyim:
Dokun, değersizleştir ve dolayısıyla ele geçir.
Ya da; dokun ele geçir ve dolayısıyla değersizleştir.
Durum bu şekilde yüz yıllardır devam ediyor. Yüzyıldan yüzyıla, her çağda. Bazen sinsice, bazen kabaca, bazen kibarca, bazen acımasızca ama durmaksızın devam ediyor. Değişmeyen tek şey ise şekli, pusudaki bir sıçan saldırısı gibi. Çünkü bu mükemmel zafer, diğer taraf içinde aynı şekilde gerekliydi..
Mükemmel bir şekilde önemli ve asil olan her şey böylesi bir savaştan kaçınmalı. Herhangi bir mücadeleye girmemeli, bu sadece bir tarafın aniden mükemmelliğini, büyüklüğünü ve asilliğini kaybetmesi demek. Şimdi kurdukları pusudan yönetikleri dünyaya saldırıyor bu kazanan galipler. Ve birilerinin onlardan bir şey saklayabileceği küçük bir köşe dahi yok. Ellerini attıkları her şey zaten onların çünkü, ulaşamayacaklarını düşündüğümüz şeyler bile, ki onlar her yere ulaşır, onların. Çünkü, göküyüzü şimdiden onların, düşlerimizin olduğu gibi. Onların zaman doğa ve sonsuz sessizlik. Hatta ahlaksızlık bile onların, anladın mı ?
Her şey ama her şey sonsuza dek kayboldu !
Ve o asil, önemli ve mükemmel pek çok şey orada kaldı, bilmem izah edebildim mi ? O noktada çark etttiler, durup anlamaya başladılar ve kabul etmek zorunda kaldılar, ne tanrının ne de tanrıların olmadığını. Mükemmel, önemli ve asil olanın ise bu doğruyu en başından beri anlayıp kabul etmesi gerekiyordu. Tabii onlar bunu anlatmaktan oldukça yoksundu. İnanmış ve kabul etmişlerse de bunu anlamamışlardı. Şaşkın ama boyun eğmemiş bir şekilde orada dururlarken bir şey oldu ve beyinlerinde çakan bir kıvılcım sonunda onları aydınlattı, Ve birden ne tanrının ne de tanrıların olamadığını fark ettiler. Birden ne iyiyinin ne de kötünün olmadığını gördüler. Akabinde görüp anladılarki eğer öyleyse aslında kendiler de yoktular ! Söndüler, yanıp kül oldular dediğimiz an bunlar olmuş olabilir sanıyorum.
Çayırda cayır cayır yanmaya bırakılan bir ateş gibi söndü ve yanıp kül oldu. biri daimi kaybedendi diğeri doğuştan kazanan.
Mağlubiyet, galibiyet.
Mağlubiyet, galibiyet,
Ve bir gün, yine bu civarlarda, fark etmek zorunda kaldığım, ve sonunda fark ettiğin bir şey oldu, Ben hatalıydım. Şu dünyada herhangi bir değişimin asla olmamış olduğunu ve asla olmayacak oluşunu düşünürken gerçektende hatalıydım. Çünkü, inan bana, artık biliyorum ki, bu değişim aslında gerçekleşti.

- Saçmalama! Palavra bunlar !

"
Bela Tarr / Agnes Hranitzky - Torino Atı image (via tosbagasirti)
portakalyokusu:

Sevgili Generalim Cevdet Bey! Pardon, Cevat Bey ve kadirşinas yalakaları!
Şunu iyi bilin ki; gösteriş budalası insanlardan, gösterişli laflardan, gösterişin kendisinden hiç hoşlanmam! Bu, bir… Kibirden, kendini beğenmişlikten, “Bütün bu dağları ben yarattım” havalarından, süslü kişiliklerden nefret ederim! Bu, iki… Yalakalardan, yalakalıktan, yalakaca edilmiş laflardan ve davranışlardan da nefret ederim! Bu, üç…
Dördüncüsü… Gerçeği, içtenliği ve samimiyeti çok severim. Ve Dostoyevski’nin dediği gibi; gerçeğin, her şeyin üstünde, zavallı egoların bile üstünde tutulmasını isterim. Arkadaşlığın, karşılıklı, açık sözlü ve yalansız olanı için canımı veririm! Evet buna bayılırım Sayın Generalim! Arkadaşlık, hassaslık ve incelik isteyen bir iştir; öyle kabalığa, özensizliğe, alaycılığa gelmez!
Daha ne söyleyecektim… Neyse, niye uzatıyorum ki? Yine de şerefinize Sayın Generalim! Güle güle gidin İstanbul’a. O kahpe Bizans’ı bizim için fethedin! Oradan da sürün atınızı batıya, Viyana’ya. Nobel’di, Oscar’dı ne bulursanız getirin Ankara’ya! Şerefinize Sayın Generalim! Şerefinize!
Yeraltı

portakalyokusu:

Sevgili Generalim Cevdet Bey! Pardon, Cevat Bey ve kadirşinas yalakaları!

Şunu iyi bilin ki; gösteriş budalası insanlardan, gösterişli laflardan, gösterişin kendisinden hiç hoşlanmam! Bu, bir… Kibirden, kendini beğenmişlikten, “Bütün bu dağları ben yarattım” havalarından, süslü kişiliklerden nefret ederim! Bu, iki… Yalakalardan, yalakalıktan, yalakaca edilmiş laflardan ve davranışlardan da nefret ederim! Bu, üç…

Dördüncüsü… Gerçeği, içtenliği ve samimiyeti çok severim. Ve Dostoyevski’nin dediği gibi; gerçeğin, her şeyin üstünde, zavallı egoların bile üstünde tutulmasını isterim. Arkadaşlığın, karşılıklı, açık sözlü ve yalansız olanı için canımı veririm! Evet buna bayılırım Sayın Generalim! Arkadaşlık, hassaslık ve incelik isteyen bir iştir; öyle kabalığa, özensizliğe, alaycılığa gelmez!

Daha ne söyleyecektim… Neyse, niye uzatıyorum ki? Yine de şerefinize Sayın Generalim! Güle güle gidin İstanbul’a. O kahpe Bizans’ı bizim için fethedin! Oradan da sürün atınızı batıya, Viyana’ya. Nobel’di, Oscar’dı ne bulursanız getirin Ankara’ya! Şerefinize Sayın Generalim! Şerefinize!

Yeraltı